Tüm Modeller trv İclal

Travesti model sitesi şehirlere göre modeller.

Arkadaslar bilindiği üzere siterimizin sık kapanmasından dolayı, sürekli link değiştirmek zorunda kalıyoruz. Alttaki linklerden hangisinde arkadaş bulmak istiyorsanız oraya tıklayınız.

Travesti arkadaşlık [ istanbul travestileri ] başta olmak üzere [ ankara travestileri ] ve
[ istanbul anadoluyakası travestileri ] ve sırasına göre şöyle [ izmir travestileri ] , [ bursa travestileri ] diğer şehirler ise antalya travestileri gibi devam edersek. [ izmit travestileri ] ve [ kocaeli travestileri ] doğuya doğru gidersek [ diyarbakır travestileri ] [ gaziantep travestileri ] ve [ antep travestileri ] güneye inersek [ mersin travestileri ] orta anadolu da
[ kayseri travestileri ] [ eskişehir travestileri ] karadenizde ise [ samsun travestileri ] [ sinop travestileri ] [ ordu travestileri ] Egede tatil yöresi için [ marmaris travestileri ][ denizli travestileri ]yukarıya doğru çıkarsak [ sakarya travestileri ] birde [ ısparta travestileri ] orta anadoluda [ nevşehir travestileri ] de var. Bu sitelerin düzgünlüğüne rağmen Turk telekominikasyon başkanlığı hakszlık yapmaya devam ediyor. Birde [ konya travestileri ] var dı onu unuttuk. Güneydoğuda da [ gaziantep travestileri ] var. travesti iclal, travesti iclalin sitesi siteleri.

Travestiler

Modelleri görmek için travesti kelimesine tıklayınız

Deli gibi sevenlere

Sevmek güzel şeydir elbette ama bazen tek taraflı sevgiler yaşarız ve acı çekmeye başlarız. Yüreğimizi kaplayan sevgiden acı duyuyorsak “delice seviyoruz” demektir. Yakın arkadaşlarımızla sohbet ederken tüm konumuz sevdiğimiz kişidir. Onun problemlerini, duygularını anlatır ve cümlemize hep sevdiğimiz kişinin adıyla başlarız. Bunu deneyimlemiş olanlar yani delice seven travesti dostlar ne demek istediğimi anladılar. Sevilenin her şeyi maruz görülüp alttan alındıkça içimizde o büyürken bize yaptığı kötülükleri görmeyiz bile. Onun uzak tavırlarını, kötü hareketlerini, aldırmazlığını hep çocukluk günlerinden kalan problemlerine ya da ailevi sorunlarına bağlar ve gerçekleri çoğunlukla görmezden geliriz. Bazı tavırlarını, düşüncelerini beğenmediğimiz halde, bir şeylerin yolunda gitmediğini içsel olarak hissetsek bile “bizi çekici bulduğu ve sevdiği” takdirde değişeceğini ümit eder ve bir gün “bizi severek” değişeceği umuduyla her şeyi sineye çekeriz. Verdiği mutsuzluğa, endişelere ve huzursuzluğa rağmen “Delicesine Sevmek” birçok kadının başından geçen yaygın bir deneyimdir. Çoğumuz hayatımızda, en az bir kere delicesine sevmişizdir. Kimimiz içinse bu durum, değişmeyen bir ilişki biçimi halini almıştır. Kadınlar, delicesine bir tutkuyla sevme sendromuna kapılmaya, erkeklere göre çok daha meyillidir. Çocukluk tecrübelerimizin bir bölümü bize acı vermişse, hayatımız boyunca bilinçsiz olarak çocukluğumuzun geçmiş kesitlerindeki bu sahnelere benzer durumları –bu sefer zafer kazanmak amacıyla yeniden yaratırız. Delirmiş gibi seven kadınların tanımını bana bunu kendi bire bir yaşamış olan Muğla travestilerinden Gizem telefonda anlattı anladığım kadarıyla kısaca bahsetmek gerekirse; Muhtemelen duygusal ihtiyaçlarınızın tatmin edilmediği fonksiyonunu yitirmiş bir aileden geliyorsunuz; Duygusal ihtiyaçlar yalnızca sevgi ve iyi bir etkileşim değildir. Her ne kadar bu iki ihtiyaç önemliyse de, bunlardan çok daha kritik bir ihtiyacımız vardır ki; o da sezgilerimizin ve duygularımızın dikkate alınması ve onaylanmasıdır. Aileyi kuran eşler birbiriyle kavga ettikleri veya başka konularda birbirleriyle mücadeleye giriştikleri zaman çocuklarına ayırabilecekleri ne yeterli zamanları, ne de yeterli ilgileri kalır. Gerçek ölçülerde yeterli derecede yetiştirilmediğinizden, bu eksikliğinizi başkaları hesabına çalışarak bastırmaya çalışırsınız. Özellikle herhangi bir şekilde ihtiyacı olan erkeklere yardım ederek; Çocukların istedikleri, ihtiyaç duydukları sevgi ve ilgiden mahrum kaldıkları zaman nasıl davranacaklarını bir düşünün. Küçük bir erkek çocuğu kavgacı bir tavır takınır, huysuzlaşır ve iyice yaramazlaşır. Fakat bir kız çocuğu genellikle tüm ilgisini, çok sevdiği oyuncak bebeklerine çevirir. Bebeğini severek, onu sakinleştirerek, onunla ilgilenerek; onun ihtiyacı olan sevgiyi ve ilgiyi bebeğine verir. İşte sorunun kökü de burada yatıyor kadınlar sevilmedikçe sevgiye önem vermeye ve deli gibi sevmeye başlıyorlar bunun bir hastalık olduğunu bilin ve bundan bir an önce kurtulun siz değerlisiniz. Sevgiler İclal.

Fark et

İnsan olayların kendisinin gidişatın ve başına gelebileceklerin farkında olmalıdır.Farkı fark etmeli hatta ettirmelidir.İnsan bir damlacık sudan çamurdan nasıl yaratıldı bunu düşünmeli en önce neydin ne oldun ve ne olmaya niyetlisin.Anne karnına sığıyordun hem de az buz zaman değil tam dokuz ay yaşadın arada şimdi çıkmış dünya küçük diyorsun koca dünyaya sığamadın gözün doymuyor karnın doysa da hep açsın.Hiç düşündün mü peki boyun kadar bir mezara sığacaksın yine sevgili travesti dostlar amacım sitem etmek ya da birilerini yaralamak değil sadece farkına varmak gerekiyor insanız insan olmaktan başka da çaremiz yok.Nerede nasıl öleceğini bilmeden onlarca hesap plan yapıyorsun oysa sabaha çıkmaya bile garantin yok.Çalışıyor didiniyor onlarca servet yapmaya uğraşıyorsun oysa kefenin cebi yok ne getirdin hiç ne götüreceksin yine hiç sadece arkanda adın kalacak iyi veya kötü onu temize çıkarmak iyi anılmak için çalışmalısın. Hoş ne kadar iyilik yaparsan yap hep yaptığın kötülük konuşulur ya da saftı kötülük bile bilmiyorsun denilir haklısın insanoğlu çiğ süt emmişler yüzünden kirlendi. Siz sadece bunları yapın diye bir yazı göndermiş Antalya travestilerinden Melis ben de paylaşmak istiyorum biliyorum hepini aslında iyi insan olmanın yollarını biliyorsunuz ama kötüler kanıyor ve moraller bozuluyor. İnsanlara gülümseyin. Gülümsemek çevrenizdeki insanların moral seviyesini yükseltir. Çevrenizdeki insanlarla konuşun. Basit bir selam, merhaba kelimesi hoş bir gülümseme ile birleşince iletişim kurmak çok kolay hale gelecektir emin olabilirsiniz. Size yardım etmeyen birine yardım edin. Gördüğünüz iyiliği başkaları üzerinde deneyin. Karşılık vererek veya bekleyerek değil. Bir yabancıya iltifat edin. Tanımadığınız birine yapacağınız güzel bir yorum onların gününün güzel geçmesine yardımcı olabilir. Haksızlık olduğunu düşündüğünüzde fikrinizi belirtin. Sizi fikriniz de yanlış olabilir ama dile getirmekten korkmayın. Başkalarını affedin. Size haksızlık yapanlara bile nezaket gösterin. Küçük şeyler bile olsa fedakarlık yapın. Öğle yemeğinizi evsizlerle paylaşın. İmkanlarınız dahilinde ihtiyaç sahiplerine yardımlarda bulunun. Bunalımdaki insanlarla iletişim kurun. Bazılarının onları düşündüğü algısını yaratın. Sizin yardımınız haftalarca süren psikolojik destekten bile faydalı olabilir. Zamanınızdan feragat ederek çocuk bakın ya da yaşlı insanlara kitap okuyun. Yani zamanınızı başkasına verin. Sonunda işte hak ettiğini mutluluğa kavuşacaksınız sevgiyle kalın İclal.

Altıncı his

İnsan ve henüz çözülmemiş sırları benim de sürekli kafamda deli sorular dönüp duruyor. Çoğuna bir cevap bulamasam da bazıları için gerçekten altıncı his demek geliyor içimden. Mutlaka size de oluyordur bu anlaşılması zor bir o kadar da tanıdık durum değil mi travesti dostlar dilerseniz siz de başınızdan geçenleri paylaşabilirsiniz. Her gün yaptığınız beş şey, daha iyi bir yaşamın anahtarı olan sezgilerinizi devre dışı bırakıyor. Altıncı his, biz farkında olsak da olmasak da, günlük yaşantımızda çok güçlü bir rol oynuyor. Siz de sürekli, “Neden bütün aksilikler beni buluyor ya da hayatımda yolunda gitmeyen şeyler var?” diye kendinize soruyorsanız bu beş şeyden hangilerini sürekli yaptığınıza dikkat edin.  “Mutlu, sağlıklı, harika bir hayatım var.”diyorsanız, bunu sürdürmek ve çevrenize faydalı olmak için yine bu yazıyı okumanızı öneririm. Midenizde ansızın beliren bir ağrıyla kötü bir hisse kapıldığınızda, altıncı hissiniz sizi yakın bir tehlikeyle ilgili uyarmak için midenize tekme atıyor olabilir. Diğer taraftan aynı his size, eğer yeni bir iş fırsatı karşınıza çıktıysa onu mutlaka değerlendirmeniz gerektiğini de söylüyor olabilir.Psikoloji alanındaki pek çok araştırma bir muamma olan altıncı hissin varlığını ispatlar niteliktedir. Örneğin iki psikolog ile bir mühendisin sonuçlarını dünyaya açıkladığı bağımsız bir deneyde,  gönderici/iletici olan kişi binlerce kilometre uzaklıktaki alıcı konumundaki kişiye duygusal düşünceler göndermiş. Uzmanlar tam bu sırada alıcının parmaklarındaki kan hacminde gözle görülür bir artış gözlemlemişler. Bu da gösteriyor ki; alıcı gönderenin mesajını bilinç dışı seviyede, kendi bilinç alanında hissetmiş ve bedeni uyarıcıya tepki vermiştir.İnsan olarak bizim okulda, ailemizde ya da medyada bize öğretilenden, anlatılandan çok daha büyük, inanılmaz bir potansiyelimiz var. Ama bedenimizdeki ve zihnimizdeki blokajlar nedeniyle çoğunlukla Altıncı His fenomenini deneyimlemeyi reddediyoruz. Neden altıncı his devre dışı kalıyor bir bakalım bunu maddeler halinde anlattığım ilk kişi Ankara travestilerinden Bade idi ve dinledikten sonra tek kelimeyle doğru dedi. Sezginin en büyük düşmanı mantık, sizin iç güdüsel şeyleri hissetme yeteneğinize ve yüksek benliğinizle erişiminize ket vurabilir. Çoğumuz lineer düzlemde koşullanmış hayatlar yaşıyoruz. Okulda bize “neyi düşünmemiz” gerektiği öğretilir, “nasıl düşünmemiz” değil. Daha da önemlisi, ortalama müfredatta ezoterik konulara ve hislerinizin şifresini nasıl çözeceğinize asla yer verilmez. Analitik düşünce bize problemlerimizin çözümünde yardımcı olabilir ve asla göz ardı edilmemelidir ama aynı zamanda alternatif yollar keşfetmemizi sağlayan sezgisel bilgiyi kullanmamızı da engeller. Sezgi çoğu zaman mantıklı olmaz ama bu onun doğru olmadığı anlamına da gelmez. Sezginizin yolundan gidin, zihninizin sizi inanmanız için ikna ettiği şeyin değil. Sevgiyle kalın İclal.

Titreşim

Titreşim aranızda inanmayanlar olabilir saygı duyarım ama ben son zamanlarda okuduğum enerji kitaplarında bu konuyla sıklıkla karşılaşıyorum inanmasanız da siz travesti dostlarla paylaşmak istedim. Belki bir faydası olur zira ben denedim ve pozitifin gücünü almaya başladım. Her canlı ve cansız varlık bir titreşim yayar. Bazen misafirliğe gittiğinizde üstünüze bir ağırlık çöker ve kendinizi negatif hissedersiniz. Bu o evin negatif titreşimiyle ilgili olabilir. Yüksek titreşim pozitif iken düşük titreşim negatiftir. Her şey belli bir frekansta rezonans olur. Hepimiz belli bir frekansla hayatımıza başlarız ve bunu belli deneyimler yaşadıktan sonra yükseltebiliriz. Evimizin titreşimini yükseltmek için ne yapmalıyız. Dr Masaru Emoto’nun su üzerinde yaptığı basit bir deney var. Bu deney güzel sözler söylenen bir su ile kötü sözler söylenen bir su arasındaki moleküler fark ile ilgili. Suya söylenen güzel sözler suyun moleküllerini etkileyebiliyor. Bu yüzden evinize her girdiğinizde ve çıktığınızda mutlaka olumlu sözler söyleyin. “Evimi seviyorum” “Evim çok güzel” “Evimde çok huzurluyum” gibi sözler faydalı olacaktır. Bunu deneyen Bodrum travestilerinden Naz bana işe yaradığını ve artık evini daha güzel hissettiğini anlattı bu deneyden önce evini basık ve karanlık buluyordu oysa bu bir örnek siz de deneyip sonuçları bana yazabilirsiniz. Güzel ve zevkle oturacağınız bir ev enerjinizi yükseltecektir. Pahalı bir dekorasyondan çok sade ve size huzur verecek bir dekorasyonu tercih edin. Güzel ve huzur veren tablolar asın. Güzel kokulu mumlar koyun ve arada bir mutlaka yakın. Tütsü veya hoş kokulu yağlar kullanabilirsiniz. Huzur veren müzikler ve olumlu şeyler dinleyin. Evinizi mutlaka temiz tutun ve evinizde tütün ürünleri tüketmemeye dikkat edin. Duanın ruhsal gücü vardır. Evinizde bir odanıza dua asabilirsiniz. Dindar biri değilseniz Mantraları önerebiliriz. Evinizin yatmadığınız bir odasında çiçek yetiştirebilirsiniz. Aloe Vera bitkisi olabilir. Himalaya kaya tuzu lambasını evinizin bir köşesine koyabilirsiniz. Bazı taşların ve kristallerin enerjisi evinizin enerjisini değiştirebilir. Doğru ve yüksek enerjili metaryalleri evinizde bulundurabilirsiniz. Ayrıca bakır ve metalden yapılmış eşyalarda evdeki enerjiyi yükseltebilmektedir. Gümüş eşyalarda evinizin enerjisine büyük bir etki yapar. İyi günler dilerim İclal.

İnsan bağımlısı

İnsan insanı arar, sorar özler evet hatta etrafında insan arar o da doğru ama hiç insan bağımlısı olmayı duydunuz mu? İnsana bağlanan ve onsuz yaşayamayanlardan bahsediyorum. Hadi canım diyen travesti dostlara sesleniyorum aslında etrafınızda var bunlardan sadece dikkatli bakıp görmeniz gerekiyor. Bir arkadaşınızın, akrabanızın, sevgilinizin ve hatta annenizin çok ilgili, sevgi dolu ve sizi şaşırtacak kadar yardımsever olması her zaman sağlam bir ilişkinin göstergesi olmuyor. Zaman içinde sizi boğmaya başlayan bu ilgi, karşı tarafın “insan bağımlısı” olduğunun kanıtı belki de… Daha çok gündemde olan sigaraya, alkole, uyuşturucuya, yemek yemeye, bilgisayara ya da alışverişe bağımlı olan insanlar kadar sık konuşulmasa da “insana bağımlı” olarak yaşayanlar da var. Bağımlı kişilik bozukluğu adı verilen bu hastalıkta, kişi başka birinin desteği ya da yardımı olmaksızın hiçbir şey yapamıyor, hayatını sürdüremiyor, mutsuz oluyor, o kişi olmadan kendini yok sayıyor. Bir kişiye karşı duyulan önlenemez isteğin temelinde, kişinin başkası tarafından korunma ihtiyacı ya da bağımsız olmaktan korkmasının yattığını söylemeliyiz. Yetişkinlikte yaşadığımız psikolojik sorunların ve bağımlı kişilik bozukluğunun temeli yaşamın ilk altı ayında atıldığını da öne sürüyor uzmanlar. Yeni doğan bebek annesine ya da kendisine bakan, büyüten kişiye ikinci aydan itibaren bağlanmaya başlıyor. Bu kişinin duyguları ile kendi genetik yapısından aktarılan özellikleri birleşerek bir sonuca ulaşıyor. Bu ilişkide yaşanan en küçük sorun dahi ileriki hayatta psikolojik sorunlara neden oluyor. Böyle bir altyapısı olan kişinin sonraki yıllarda yaşadığı hüsranlar, kaybetme korkuları ve bağlandığı kişiden ayrılma endişeleri bu altyapıyı daha da geliştiriyor. Bu hastalığın tam nedeni bilinmemekle birlikte anne-çocuk ilişkisindeki aşırı otoriter ve aşırı korumacı tavrın buna sebep olduğu düşünülüyor. Sevgilisinden ayrılınca intihara teşebbüs edenlere bir bakın incelediğinde hep onsuz yaşayamam dediklerini göreceksiniz hatta yakın zamanda İzmit travestilerinden Asu’nun da başına geldi sevgilisi ayrıldıktan sonra tehdit etmeye başladı. Sensiz yaşayamam seni de beni de öldüreceğim gibi sonrasında şikayet dilekçesi ile polise giden Asu bu adamdan şehir değiştirerek kurtulabildi. Hastalık yani kısaca bu durum bir insana bağlanma hastalığı ve son raddeye gelmeden anlamanız mümkün değil. Umarım hayatın boyunca böyle insanlara denk gelmezsiniz sevgiyle kalın İclal.

Alkali beslenme

Beslenme konusunda sayısız yazılar okudunuz şunu yiyin bunu yemeyin falan fakat hepsinde yiyeceklerin kalorisinden yok şekerli tuzlu oluşundan bahsedildi peki hiç alkali diye bir şey duydunuz mu? Onu da ben yazayım siz travesti dostlar için istedim ve yazımı bugün o konuya ayırdım. Keyifli okumalar. Vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışması için pH değerinin en uygun düzeyde bulunması gerekir. Bu uygun pH dengesi ortalama 7.35 düzeylerindedir. Gün içerisinde yediğimiz birçok yiyecek asidik olduğundan bu dengeyi bozar ve vücuttaki fazla asit hücrenin çalışmasına zarar verir. Zarar gören hücre döngüsünü tamamlayamaz ve bu durum organlara kadar yayılır. Yani sisteme vurulan küçük darbe katlanarak büyür. Bu sebeple de bağışıklık sistemi zayıflar, vücut yağ depolamaya başlar ve hastalıklar kapıyı çalar. Alkali beslenmenin temeli vücuda alınan gıdaların asidik düzeylerini azaltıp, sistemi en baştan çökertmemektir. Alkali beslenme bir diyet şekli değildir. Temelinde vücuda zarar verecek gıdalardan uzak durmaktır. Siz bu gıdalardan uzak durduğunuzda hem doğal olarak kilo verir hem de doğal olarak sağlıklı kalırsınız. Çünkü alkali beslenmede; un, şeker, trans yağ ve paketli ürünler gibi birçok sağlıksız yiyecek hayatınızdan çıkar. Geriye sebze, meyve, kararında protein tüketimi ve su kalır. Gereksiz ve asidik yiyeceklerle yorulmayan vücudunuz ne yağ depolama ihtiyacı duyar ne de sağlıksız bir yiyeceği vücuttan atacağım derken aşırı efor harcayıp organlarınızı yorar. Tüm vücudunuz ahenk içinde çalışır. Kendi diyet listesini hazırlayan Mersin travestilerinden Melis listenin her beden için ayrı olacağını belirtmiş yani herkes kendine uygun olanı kendi yazmalı. Alkali yiyeceklerle hazırladığınız menünüz vücudunuzun pH dengesini korur ve sizi daha sağlıklı biri haline getirir. Bilinen en sağlıklı alkali besinlerin başında; limon, yeşil yapraklı sebzeler, turpgiller, sarımsak bulunur. Alkali düzende bu yiyecekleri bol bol tüketmek ve dengeyi korumak önemlidir. Örneğin daha sabah kalkar kalmaz içeceğiniz bir bardak limonlu su ile pH dengenizi olması gerektiği gibi düzenler. Gün içerisinde tüketeceğiniz mevsimde yetişmiş bol sebze, öğün aralarında içeceğiniz doğal bitki çayları vücudunuzu rahatlatır ve asidik besinlerin tersine organlarınıza yük bindirmez. Sağlığımı için ne yediğimize dikkat edelim Mutlu günler İclal.

İçeceklerde neler var?

Her gün hiç düşünmeden tükettiğimiz içeceklerin içinde neler olduğunu merak ettiniz mi? Ben kafaya taktım içiyorum da ne içiyokahve, rum diye bu yüzden küçük bir araştırma bile yaptım siz travesti dostlar için araştırmamdan çıkan sonuçları yayınlamak istedim. Bakalım su yerine içtiğimi şeylerde neler varmış. Midesinden rahatsı olduğundan çok fala maden suyu tüketen Adana travestilerinden Ayça aslında ne içiyorsunuz beraber bakalım mı? Maden suyu, soda, çay, Türk kahvesi, yeşil çay ve kola… Her gün birçoğundan bardak bardak tüketiyoruz. Peki, içlerinde ne olduğunu biliyor muyuz? Maden suyunun içinde ne var? Maden suyunun içinde bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulunuyor. İçindeki karbondioksit sanıldığı gibi vücuda zararlı değildir aksine karbondioksit içeceklerde bakteri ve mikrop üremesini engellediği için sağlıklıdır. Maden suyundaki farklılar, markalardaki mineral miktarı farklılıklarından kaynaklanıyor. Soda ve maden suyu sıkça karıştırılır. Soda, içilebilir nitelikteki suya karbondioksit eklenerek elde edilir. Çayın içinde ne var? İşlenmiş yaprakların haşlanması veya kaynatılmasıyla elde edilir. İçindeki maddeler şöyle: tein, kafein, teofilin ve antioksidanlar. İçinde karbonhidrat, protein ve yağ yoktur. Yapılan çalışmalar siyah çay tüketimi ile alınan polifenol ve kateşinlerin bazı kanser türlerinin oluşumuna karşı koruyucu etki yarattığını gösteriyor. Yeşil çayın içinde ne var? Yeşil çay, siyah çaydan daha az işlem gördüğü için daha yüksek bir antioksidan oranına sahiptir. Ayrıca siyah çayda daha fazla kafein var. Yeşil çayın içindekiler ise, kateşinler, antioksidan, C vitamini, kafein, flavonoidler, fluorid, E vitamini ve EGCG (Epigallokateşin Gallat ) adı verilen ve kanser hücrelerinin gelişmesini ve çoğalmasını engelleyen bir madde…Türk kahvesinin içinde ne var?Kahvenin içinde yüzde 15-20 yağ bulunuyor. Yeşil çekirdeklerin içindeki asitler, proteinler, alkaloitler, trigonelin ve antioksidanlar kavruldukça yüzde 20 oranında kaybolur. Kahveye özel klorojenik asit sayesinde kahvenin içimi kolaylaşır. Kolanın içindekilerle ilgili yıllardır çeşitli iddialar üretildi ve coca cola nın içindekiler şöyle: Su, şeker veya fruktoz-glikoz şurubu, karbondioksit, renklendirici olarak karamel, asitliği düzenleyici olarak fosforik asit, doğal aroma vericiler ve kafein… İddia edildiği gibi içinde kesinlikle alkol yok. Yıllardır merak edilen ve açıklanmayan sırrı ise doğal aroma vericilerde saklı. Bu kadar aydınlanma yeterli sanırım sevgiyle kalın İclal.

Telefonunuza bağımlı mısınız?

Akıllı telefonlar hayatımıza girdiklerinde hepimizin diline pelesenk olan bir soruyu da beraberlerinde getirdiler: Telefon bağımlısı mıyız? Bu durumu bağımlılık olarak tanımlıyor doktorlar yani kötü alışkanlıklar gibi acayip bağımlıyız. Elimizden düşmeyen bu telefonlar güya bizi sosyal yapıyor yok inanmayın travesti dostlar bildiğiniz dünyadan kopuyoruz asosyal oluyoruz. Ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki akıllı telefonlarımıza karşı bağımlılık durumlarında karşılaşılan duygular besliyoruz. Ve bu durumun şimdiden bir ismi bile var: Nomophobia. Nomophobia cep telefonunuz olmadığında yaşadığınız kaygı durumu bozukluğuna deniyor. Yani hemen hemen hepimizin bir şekilde telefonumuzdan ayrı kaldığımızda yaşadığımız iç sıkıntısı, yalnızlık ve bir şeyleri kaçırıyormuşuz hissinin ta kendisi işte bu durumdur. Nomophobia’nın dört boyutunu ortaya koyalım önce bakalım bizde kaçı var. İletişim kuramamak, çevreye bağlılığı kaybetmek, bilgiye erişememe ve sağladığı kolaylıktan uzak kalma korkusu.300 öğrenci üzerinde yapılan ve kaygıyı ölçmek adına hazırlanan yirmi sorunun sonucunda ortaya çıkan sıralama nomophobia’nın ölçülebilir bir davranışsal koşulu olduğunu gösteriyor. Bir araştırma ise akıllı telefonların psikoloji üzerinde olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor. Ve hatta ileride teknoloji üreticilerinin ürünlerinin üzerine bağımlılık yapabileceğine dair uyarı etiketleri koymak zorunda kalabileceğinden bahsediliyor. Çünkü 2012 yılında 1.000 İngiliz yetişkinin üzerinde yapılan araştırmaya göre; araştırmaya katılanların yüzde 66’sında nomophobia’ya rastlanıyor. Araştırmalar bizim ülkede henüz yapılmış değil ama Mersin travestilerinden Arzu yapılsa biz yüzde yüz hasta bağımlı çıkarız diyor haklı hepimiz telefonumuzu elinden bırakmayan kişiler olduk çıktık. 1.100 Amerikalı yetişkinin yüzde 9’u seks sırasında, yüzde 33’ü akşam yemeğinde, yüzde 55’i araba kullanırken, yüzde 12’si duş sırasında, yüzde 19’u ise ibadet yerinde telefonlarını kullanıyor ve kendini bu durumdan alamıyor. Daha önce değindiğimiz gibi akıllı telefon bağımlılığı Amerikan Psikiyatri Birliği’nin resmi olarak tanınan zihinsel bozukluklar kataloğu altında yer alan tanısal bir hastalık değil. Ancak bazı terapistler şimdiden nomophobia tedavisinde uzmanlaşmak için çalışmalar yapıyor. Yaşantımızın gittikçe daha bireyselliğe dayalı bir hale geldiğini düşündüğümüzde ileride bu durumun psikolojik rahatsızlıklar arasına gireceğine dair göstergeler artıyor. Bu nedenle akıllı telefonunuzla aranızdaki ilişkiyi yeniden gözden geçirmek akıl sağlığınız için iyi bir önlem olabilir. Akıl sağlığı sağlam kalalım sevgiyle kalın İclal.

Ayrılıkla başa çıkmak

Ah ayrılık adına şiirler şarkılar türküler yazılmış çaresi sadece zaman diye anlatılmış. Ayrılığı atlatmanın yollarını bulmak yine bana kalmış. Ayrılık acısından nasıl kurtulsam diye düşünen travesti bireyler varsa yazıyı birlikte okuyalım belki buluruz merhemi süreriz acıyan yerlerimize neden olmasın? Her ne nedenle bitmiş olursa olsun bir ilişkinin sonlandığı süreci sağlıklı bir ruh hali ile atlatabilmek zordur. İster terk eden ister terk edilen olunsun ya da ilişki anlaşmalı bir şekilde bitsin fark etmiyor, insan o süreçte danışabileceği, derdini anlatabileceği, ona yol gösterecek birilerini arıyor. Ya da bu durumla nasıl baş etmesi gerektiğini bilmek ihtiyacı duyuyor. Kadınlar ve erkekler ayrılığı farklı yaşıyor; “Herkesin karakteri farklı, genelleme yapamayız fakat kadının daha fazla zorlanmasına sebep olabilecek özel durumlar var. Bunlardan biri toplumsal yapıdır. Kadınlar birçok toplumda ilişki ya da evlilik içinde kendilerini daha değerli buluyor. Haliyle ilişki bittiğinde kadın sadece o kişiyi kaybetmiş değil, ilişkiyi sürdüremediği için kendini başarısız da hissediyor. Erkekler için de başarısızlık hissi söz konusu olabiliyor fakat bekar hayatı yaşayan erkekler için toplumsal algı olumsuz yönde değil. Kadınların çocuk yapabilecekleri dönemin kısıtlı olması da zorlayıcı bir etken oluyor bu süreçte kadın olmak zor. Erkekler 50 yaşında da çocuk sahibi olabileceğini düşünerek rahat olabilir ama kadınlar yaş biraz ilerleyince ilişki de bitmişse paniğe kapılabiliyor. Erkekler kendisinden yaşça küçük kadınlarla beraber olabiliyorken kadınlarda bu ihtimal zayıf. Kadın sadece romantik ilişkisini değil geleceğini de kaybetmiş gibi hissediyor.” Bir şeyi ya da kişiyi kaybetmeyi sindirme sürecinin öngörülebilen aşamaları var. “Bir şehirden de ayrılsanız, bir yakınınızı da kaybetseniz benzer aşamalar yaşanıyor” Birinci aşama şok ve inkar. O kişiyi kaybettiğiniz gerçeğini biliyor fakat tam kabullenememiş oluyorsunuz. Hala geri dönebilir diye düşünerek ayrıldığınız gerçeğini yok sayıyorsunuz. Sonra pazarlık aşaması başlıyor. ‘Onun en yakın arkadaşı aramızı bozmasaydı, ayrılmazdık. Daha güzel elbiseler giyseydim, farklı bir şehre gitmeseydim ayrılmazdık’ gibi… Sonra depresyon süreci başlıyor. Bu, hastalık olan depresyon değil, kaybın kabullenilmesi ve vedalaşma süreci! Zor ama olması gereken dönemdir. Bazen ‘keşke’lere takılı kalıp ilişkiyle vedalaşılamıyor. Bu durumu en son yaşayan Alanya travestilerinden Nesil her aşama acı veriyor ama en çok unutmaya çalışmak yoruyor diyor. Haklı alışkanlık işte kolay değil vazgeçmek bitirmek ve onsuz devam etmek ama zor da değil unutulmaması gereken tek şey onsuz da siz bir bireysiniz ondan önce vardınız ve var olmaya devam edeceksiniz. Sevgiyle kalın İclal.

Saç dökülmesi

Saç dökülmesi özellikle mevsim geçişlerinde sıklıkla yaşadığımı bir sorundur. Benim de bu aralar saçlarım bira cansılaşmış dökülüyor ben de hem kendim hem si değerli travesti dostlarım için bugün yazıma bu konuyla devam etmek istedim. Bakalım formülle nelermiş; Kan dolaşımını hızlandırmak ve saç köklerini canlandırmak için zeytinyağı veya hindistancevizi yağı ile saç derinize masaj yapınız. Saçlarınızı duruladıktan sonra ılık su ile masaj yapmak, saç dökülmesini engellemek ve saçlarınızın daha hızlı uzamasını sağlamak için oldukça faydalıdır. Saç dökülmesi tedavisinde, çok demlenmiş olan alma parçaları ve kremsi hindistancevizi yağı ile hazırlanan alma yağı, saç uzaması ve kuru, kaşınan saç derisini tedavi etmede bilinen en yaygın yöntemlerdendir. Limon suyunu ve alma yağını birlikte karıştırın ve oluşan karışımı saç derinize masaj yaparak uygulayın. Bone yardımı ile saçınızı örtün ve bu oluşan karışımın saç köklerinin derinliklerine kadar etkilemesi için sabaha kadar bekleyin. Sabah uyandığınızda hafif bir şampuan ile saçınızı yıkayın ve soğuk su ile durulayın. Her hafta bu işlemi tekrarlayın ve saçınızın daha hızlı uzadığını ve güçlendiğini gözlemleyeceksiniz. Aktarlardan kokulu sardunya yaprakları (güçsüz ve kırılgan saçlara sağlığını geri getirmede oldukça yaygın bir tedavidir) isteyin. Sardunya Yapraklarını yaklaşık 15-30 dakika kaynayan suya atın ve beyazlaşana kadar bekleyin. Sardunya suyu daha sonra bir kap içine süzdürün ve saçınızı şampuanlandıktan sonra en az haftada iki kez saç durulaması için uygulanmalıdır. Şimdi son olarak İzmit travestilerinden Melis’in uyguladığı yöntemi yamak istedim bu bana daha kolay geldi sanırım ben de bunu uygulayacağım. Marul ilaçları saç dökülmesini azaltmada en çok kullanılan ürünlerdendir ve basit ev ilaçlarından bir tanedir. Bir demet marul yaprağını püre haline getirdikten sonra taze sıkılmış ıspanak suyunu mikser yardımıyla karıştırın ve oluşan karışımı haftalık saç derisi ve saç maskesi olarak saçınıza sürünüz. Artık bahara daha canlı ve dökülmeyen saçlarla girebiliriz ayrıca bu yaz uzun ve dalgalı saç modaymış zaten ben de ne zamandır uzatıyordum bu ya modaya uyacağım yani istemeden de olsa. Sevgiyle kalın İclal.